Diyabetik Ayak Yarası (Şeker Yarası) Nedir?

Şeker yarası

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığı, vücutta kan şekeri düzenlenmesinde bir bozukluk olarak karşımıza çıkar. İnsan vücudundaki kanda şeker oranın belli bir düzeyin altına inmesi “şekerin düşmesi” yani hipoglisemi olarak ifade edilir. Kanda bulunan şeker miktarı azalınca hücreler besinsiz kalır. Şekerin belli bir düzeyin üzerinde olması durumuna ise hiperglisemi adı verilir. Hipergilisemi vücutta hem kısa, hem de uzun vadede bozukluklara neden olur. Şeker rahatsızlığı nedeniyle vücutta birçok organ ve bu organların yaptığı işlevler zaman içerisinde bozulur ancak bazıları ön plana çıkar; örneğin şekere bağlı görme bozukluğu, böbreklerde bozulma, kalpte bozulma gibi rahatsızlıklar baş gösterebilir. Tıpkı bu organlar gibi şeker hastalarının ayaklarında kapanmayan, iyileşmeyen yaralar ortaya çıkmasına neden olur. Bu hastaların sayısı o kadar fazladır ki, diyabetik ayak diye ayrı bir hastalık olarak literatürde yerini almıştır.

Diyabetik ayak hastalarının sayısının fazla oluşu ve buna bağlı giderek artması, diyabet hastalarının sayısının çok fazla oluşuna ve bunların giderek artmasına bağlıdır. Özelliklede değişen beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam biçimi ve ortalama yaşam süresinin giderek artması ile tüm dünyada diyabet hastalarının sayısı hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu artış o kadar fazladır ki Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) diyabet hastalığını artık sadece bir metabolizma hastalığı olarak değil, bir salgın hastalığı olarak tanımamaktadır.

Diyabetik Ayak Nedir?
İnsanlarda bulunan kontrolsüz şeker düzeyi yıllar içinde sinirlerde bozulmalara yol açar. Bu sinirlerden “motor” özellikte olanlar, yani kasları çalıştıranlar bozulduğunda ayakta, parmaklarda şekil bozuklukları meydana gelir. Bunu neticesinde pençe parmak, çekiç parmak, parmakların birbiri altına girmesi, sağa veya sola sapması gibi bozulmalar oluşabilmektedir. Bu tip diyabetik ayak hastalar normal ayakkabı giydiklerin zaman ayaklarına uymaz ve ayaklarında ayakkabı vurukları görülebilmektedir.

“Otonom” özellikli sinirler bozulduğunda ayak derisi kuru, çatlak, pul pul görünümde bir görünümde olur. Bu çatlaklardan mikroplar girerek ayakta enfeksiyona neden olabilirler. Kişilerin ayağında son derece kalınlaşmış nasırlar ortaya çıkar. Son olarak ayakta “duyuyu sağlayan sinirler bozulduğu zaman his kaybı gelişir. Bu oluşan his kaybı neticesinde kolayca yaralanabilir, yanabilir, donabilir, kesilebilir ayağına ayakkabı vurabilir. Bu etkenlerden dolayı ayak şekli bozulmuş, ayakkabısına uymayan, ayakkabısı vurmasına rağmen bunu hissetmeyen, ayağı kuru ve çatlak olduğu için mikroplara açık olan bir kişide çok kolayca yaraya sebebiyet verirler.

Şeker hastalarında yalnızca sinir bozulmalarına neden olmaz. Ayrıca kontrolsüz şeker düzeyi büyük ve küçük damarlardaki düzeni de bozar. Özellikle bu hastalarda iyi kanlanamayan, iyi beslenemeyen parmak uçlarında yaralar oluşmasına neden olur. Oluşan bu yaralar beslenme bozukluğu olduğu için iyileşemez ve mikroplarla kolayca bulaşır. Damar bozulması daha belirgin hastalarda parmak uçlarındaki bu yaralar ilerleyerek kangrenlere neden olurlar. Oluşan bu kangren nedeniyle parmak, ayak, hatta bacak kayıpları diyabetik ayak hastalarında en korkulan sonuçtur.

Hastaların ayaklarındaki yaraların hep bu bir arada gözüken bozuklukların bir sonucu olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Örnek verilecek olunursa ayağında his kusuru olan, bundan dolayı ayağının üşüdüğünü düşünen bir hasta ayağına sıcak su torbası koyar veya ısıtıcıya ayağını yaklaştırır. Oluşan bu sıcaklığı ayağının yandığını fark etmediği için yanık yarası ortaya çıkar. Yine örnek verilecek olunursa normal bir kişi, ayakkabısının içine bir kum tanesi bile girse rahatsız olduğu için bir iki adım sonra durup bu kumu ayakkabısından çıkarır. Oysa ayakta his kaybı oluşan bir diyabet hastası, ayak tabanındaki adeta bir çakıl taşı büyüklüğündeki nasır üzerinde saatlerce hissetmeden yürüyebilir. Bunun neticesinde de derin bir yara gelişir.

Şeker hastalığının vücudumuzun mikroplarla mücadele etme yeteneğini düşürdüğü de unutulmamalıdır. Basit ve küçük bir yara kolayca mikrop kapabilir. Hatta iyi kurulanmayan parmak aralarından infeksiyon gelişimi bile olabilmektedir.

Sonuç olarak diyabetik ayak hastalığı, diyabet hastalığının en çok korkulan hastalıklardan biridir. Diyabet hastalarının ortalama %15’inin yaşamlarının bir döneminde ayaklarında yara açıldığı tespit edilmiştir. Yine yapılan araştırmalara göre dünyada her 30 saniyede bir diyabet nedeniyle bir bacak kesilmektedir.

Diyabetik Ayak Tedavisi Nasıl Gerçekleştirilir?
İnsanlarda oluşan tüm diğer kronik yaralar gibi, diyabetik ayak hastalığından korunmak ve diyabetik ayak yarasını tedavi etmekten daha kolaydır. Diyabet hastalığından tam olarak kurtulmak mümkün olmasa da vücutta ortaya çıkabilecek bozukluklardan korunmak veya bunları en azından yavaşlatmak mümkündür. Bununda yapmanın en iyi yolu şeker düzeyini kontrol altına almaktır.

Şeker hastalığına yakalanan kişiler ayaklarında damar bozulmaları, sinir bozulmaları ortaya çıksa bile yara açılmasından yine de kendini koruyabilirler. Şeker hastası olan kişilerin ayaklarında yara kendiliğinden açılmaz. Yarayı başlatan bir sebep illaki vardır. Bunlar daha çok ufak bir travma, yanık, cisim batması, ayakkabı vurması, kesik yarayı başlatır. Bu nedenle şeker hastaları bunlardan kendini koruyabilirse, yara açılmasını da engellemiş olurlar. Diyabetik bir hastanın ayağında yara açıldığında tedavisi acil olarak yapılmalıdır. Oluşan bu yara temiz, yüzeysel, küçük olabilir bu nedenle önemsiz görülebilir ancak öyle değildir. Basit bir yaranın birkaç hafta içinde bacağın kesilmesiyle sonlanabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yara, hatta kızarıklık saptanır saptanmaz acilen bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir.

Sağlık kuruluşunda öncelikle hastanın genel sağlık durumu, diyabetinin kontrol altında olup olmadığı yapılan muayene ve tetkiklerle tespit etmeye çalışır. Yapılan muayenede bacak damarları ve his durumu da kontrol edilir. Uzman hekim gerekirse damar durumunu görebilmek için renkli doppler görüntüleme, anjiyografi gibi yöntemler kullanılır. Yara yerinde ölü dokular temizlenerek yaranın bakımı yapılır ve uygun pansumanla sonlandırılır. Şayet yara yerinde herhangi bir enfeksiyon var ise uygun antibiyotik tedavisine başlanır.